Her milletin kendini anlatma biçimi vardır.
Kimi sanatla, kimi müzikle, kimi de tarihiyle konuşur.
Türk milleti ise yüzyıllardır sofralarıyla konuşuyor.
Türk Mutfağı Haftası vesilesiyle bir kez daha görüyoruz ki; bizim mutfağımız sadece karın doyuran tariflerden ibaret değil. Her yemeğin içinde tarih var, emek var, kültür var, paylaşmak var.
Anadolu’nun dört bir yanında farklı isimlerle yapılan yemeklerin ortak bir ruh taşıması tesadüf değildir. Çünkü Türk mutfağı; göçlerin, geleneklerin, misafirperverliğin ve aile kültürünün birleştiği büyük bir medeniyet mirasıdır.
Gaziantep’ten Kayseri’ye, Trabzon’dan Hatay’a kadar uzanan bu zenginlik; dünyada eşi benzeri olmayan bir gastronomi hazinesine dönüşmüş durumda. Özellikle Gaziantep mutfağı bugün yalnızca Türkiye’nin değil, dünyanın dikkatini çeken önemli lezzet merkezlerinden biri haline geldi.
Bir tabak baklava sadece tatlı değildir.
Bir tas yuvalama sadece yemek değildir.
Bir tencere aşure sadece tarif değildir.
Onlar; geçmişten bugüne taşınan hafızadır.
Ne yazık ki modern yaşamla birlikte hızlı tüketim kültürü, geleneksel sofraları da etkiliyor. Hazır gıdaların arttığı, aile sofralarının küçüldüğü bir dönemde; Türk mutfağını korumak artık sadece aşçıların değil, toplumun ortak sorumluluğudur.
Çünkü mutfak kültürü kaybolursa, bir milletin hafızası da eksilmeye başlar.
Türk Mutfağı Haftası bu yüzden önemlidir.
Bu hafta; sadece yemek tanıtımı yapılan bir etkinlik değil, kültürel mirasımıza sahip çıkma çağrısıdır.
Annelerimizin tarif defterlerinde kalan lezzetleri yaşatmak, yerel ürünleri desteklemek ve çocuklarımıza bu kültürü aktarmak geleceğe bırakılacak en değerli miraslardan biridir.
Unutulmamalıdır ki;
Türk mutfağı yalnızca damakları değil, gönülleri de doyuran bir kültürdür.
Serdar Cihan
Berrak Haber
Yorumlar